Modern ceza adalet sistemlerinin temel amacı, toplumu suçtan korumak, caydırıcılık sağlamak ve suç işleyen bireyleri topluma yeniden kazandırmaktır. Ne var ki, son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünya genelinde, hapishanelerin bu yüce hedeflere ulaşmakta başarısız olduğu, hatta tam tersi bir etki yaratarak suçun sürekliliğini sağlayan bir mekanizmaya dönüştüğü yönündeki endişeler giderek artmaktadır. Türkiye’de son on beş yılda rekor seviyelere ulaşan mahkum nüfusu ve yüksek tekrar suç işleme oranları (recidivism), bu sistemin derin yapısal sorunlarını gözler önüne sermektedir.

Türkiye’deki durum, sorunun aciliyetini çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. 2005’te yaklaşık 55 bin civarında olan mahkum sayısı, 2025 itibarıyla 420 bini aşmıştır. Bu hızlı artış, hapishaneleri resmi kapasitelerinin neredeyse %40 üzerinde çalıştırmakta ve koğuşları tıka basa doldurmaktadır. Aşırı kalabalık, rehabilitasyon, eğitim ve psikolojik destek gibi iyileştirici programları kağıt üzerinde bırakırken, mahkûmların temel yaşam şartlarını dahi tehdit eden vaziyette..
Londra merkezli Kriminal Politikalar Araştırma Enstitüsü ICPR’ın hazırladığı Dünya Cezaevleri Raporu’na göre, Türkiye dünya genelinde cezaevlerinde en çok tutuklu ve hükümlü barındıran dokuzuncu ülke konumunda.Avrupa’da ise, Türkiye Rusya’dan sonra en kalabalık tutuklu ve hükümlü nüfusuna sahip ikinci ülke.Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün verileri incelendiğinde, 1970 yılından 2006’ya kadar tutuklu ve hükümlü sayılarının 50 ila 70 bin dolayında seyrettiği, bu tarihten sonra ise hızlı bir artışın söz konusu olduğu görülüyor.Örneğin, 2006 yılında 70 bin 277 olan tutuklu ve hükümlü nüfusu 10 yıllık süre zarfında yüzde 150’yi aşkın bir artış kaydediyor ve yaklaşık 180 bin seviyelerine ulaşıyor. TBMM Adalet Komisyonu’nun AKP’li üyelerinden Yılmaz Tunç, 13 yıllık iktidarları döneminde cezaevi şartlarında çok sayıda iyileştirmeler yapıldığını, yeni ve modern cezaevleri inşa edildiğini, cezaevlerindeki doluluk oranlarındaki artışın Türk Ceza Kanunu ve Ceza İnfaz Kanunundaki değişikliklere bağlı olduğunu savunuyor.
Bu ortamda, hapishaneler birer “suç akademisi” gibi işlev görmeye başlıyor. İlk defa hafif bir suçtan hapse giren bir birey, içeride organize suç yapılarıyla tanışmakta ve çete liderlerinin kolayca adam devşirdiği, şiddetin ve suç tekniklerinin doğal bir öğrenme aracı haline geldiği bir düzene adapte olmak zorunda kalmaktadır. Salıverilen kişi, eski halinden çok daha tehlikeli ve organize olmuş bir şekilde sokağa dönmektedir. Türkiye’de $\%65-70$ civarında olduğu tahmin edilen yüksek tekrar suç işleme oranları, bu kurumsal başarısızlığın en somut kanıtıdır.

🔪 Yeni Nesil Çeteler ve Suça Sürüklenen Çocuklar
Aşırı kalabalık ve kontrolsüz hapishane ortamı, organize suçun da evrimine neden olmuştur. Geleneksel mafya yapıları yerini, özellikle büyükşehirlerin kenar mahallelerinde hızla organize olan ve sosyal medyayı aktif kullanan yeni nesil suç gruplarına bırakmıştır. Bu yapılar, kamuoyunda “Daltonlar,” “Red Kitler” gibi isimlerle anılan ve genellikle genç, acımasız ve pervasız üyelerden oluşan “Z Kuşağı Çeteleri” olarak adlandırılmaktadır.
Bu genç çeteler için hapishane, bir caydırıcı olmaktan çok, suç kimliğini pekiştiren bir rütbe, bir eğitim kampı işlevi görmektedir. İlk defa hapse giren suça sürüklenen çocuklar (SSÇ), cezaevlerinde yetişkin suçlularla ya da bu organize grupların hücreleriyle temas kurarak, uyuşturucu ticareti, gasp ve haraç kesme gibi daha ciddi suçların pratiklerini öğrenmektedir. Cezaevi, bu gençlere yalnızca yeni bir suç becerisi değil, aynı zamanda toplumda bir saygınlık(!) ve korku gücü de kazandırmaktadır. Salıverildiklerinde, içeride kurdukları bağlantıları dışarı taşıyarak suç ağlarını daha da güçlendirmektedirler. Çocukların, kadınların ve yaşlıların dahi aynı koğuş sistemine maruz kalması, bu travmayı ve suç kültürünü bir sonraki nesle aktaran bir mekanizma yaratmaktadır.
🌎 Küresel Bir Sorun: Suçun Yönetimi Olarak Ceza
Mevcut ceza adalet sistemlerinin derin yapısal sorunları küreseldir ve dünyanın en büyük ekonomileri ile toplumsal yapılarını etkilemektedir.Algan, “Türkiye’de bir suç patlaması yaşanıyor olsaydı, bunun hapishane kapasitelerinin artışıyla birlikte başka göstergeleri de olurdu. Ancak böyle göstergelerle karşılaşmıyoruz. Şu anda böyle bir durumdan ziyade bir kriminalizasyon söz konusu, yani insanlar sistematik bir şekilde suçlulaştırılıyor” diyor ve şöyle devam ediyor:“2013 yılında yaptığımız bir araştırmada gördük ki toplumdaki her 100 kişiden 11’i hakkında soruşturma açılmıştı. Suçlarda bir patlama olmamasına rağmen mahpus sayısı artıyorsa burada başka nedenlerden ve mekanizmalardan söz etmek lazım.
🇲🇽 Meksika: Kartellerin Kontrolündeki Hapishaneler
Meksika’daki hapishane sistemi, kaotik ve kontrolden çıkmış bir yapının en çarpıcı örneğidir. Oradaki hapishanelerin büyük kısmı, Sinaloa, Zetas, CJNG gibi güçlü uyuşturucu kartellerinin fiili kontrolündedir. Karteller, bu kurumları sadece bir tutukevi olarak değil, aynı zamanda eğitim kampları, lojistik üsler ve gelir kapıları olarak kullanmaktadır. Gardiyanlar, rüşvet veya ölüm korkusu nedeniyle sessiz kalmakta; hücreler uyuşturucu ve silah ticaretinin merkezleri haline gelmektedir. 2019’da bir hapishanede yaşanan ve $50$’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan isyan gibi olaylar, içerideki hesaplaşmaların ve kartel savaşlarının boyutunu gözler önüne sermektedir. Meksika’da hapisten çıkanların yaklaşık $\%60$’ının iki yıl içinde tekrar suç işlemesi, cezaevlerinin suç döngüsünü nasıl beslediğini kanıtlamaktadır.
🇺🇸 ABD: Kitlesel Hapis ve Eşitsizlik
Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en yüksek hapis oranına sahip ülkesidir ve kitlesel hapis (mass incarceration) politikalarının sonuçlarını en ağır yaşayanlardan biridir. Irk ve ekonomik eşitsizlikler üzerinden işleyen bu sistemde, özellikle Afro-Amerikan ve Latin kökenli yoksul bireyler orantısız şekilde cezalandırılmaktadır. Loïc Wacquant’ın işaret ettiği gibi, ABD’de hapishane, sosyal devletin işlevsiz kaldığı alanlarda yoksulluğu ve güvencesizliği yönetme aracı haline gelmiştir (Punishing the Poor). Hapishanelerdeki kâr odaklı özel işletme (private prison) sistemleri ve üç kez suç işleyene uzun ceza öngören “üç darbe yasaları” (Three-Strikes Laws), tekrar suç işleme oranlarını düşürmemekte, aksine suçlu sayısını ve toplumsal dışlanmayı artırmaktadır.
💡 Çözüm Yolları: Türkiye’de Yeni İnfaz Sistemi Arayışları
Suç döngüsünü kırmak için cezalandırma merkezli bir yaklaşımdan rehabilitasyon merkezli bir yaklaşıma geçiş zorunludur. Türkiye’de bu yönde atılması gereken yapısal adımlar ve mevcut yasal arayışlar bulunmaktadır:
1. Rehabilitasyon ve Yeniden Entegrasyon Odaklılık
Hapishanelerin temel işlevi, cezalandırmadan çok ıslah olmalıdır. Bunun için:
- Gerçek Mesleki Eğitim Programları: Mahkûmlara tahliye sonrası iş bulmalarını sağlayacak nitelikli, piyasa talebine uygun mesleki eğitimler verilmeli ve bu eğitimlere katılım zorunlu hale getirilmelidir.
- Psikolojik ve Sosyal Destek: Bireylerin suç işlemeye iten temel nedenlere inen, şiddet eğilimlerini dönüştüren terapiler ve toplumsal entegrasyon için yoğun destek mekanizmaları kurulmalıdır.
2. Alternatif Cezalar ve Denetimli Serbestlik Reformu
Aşırı kalabalıkla mücadele ve suça yeniden yönelimi engellemek için alternatif cezalar sistemini güçlendirmek elzemdir.
- Denetimli Serbestlikte Niteliksel Düzeltmeler: Mevcut denetimli serbestlik sistemi, genellikle sadece bir tahliye kapısı olarak algılanmaktadır. Bu sistem, bireyin topluma yeniden entegrasyonunu ve izlenmesini sağlayacak eğitim, danışmanlık ve zorunlu toplum hizmeti gibi unsurlarla gerçek anlamda bir rehabilite edici mekanizmaya dönüştürülmelidir.
- Yeni İnfaz Sistemi Arayışları: Türkiye’de son dönemde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Hukuk Komisyonu Başkanı Fethi Yıldız üzerinden yapılan açıklamalarla, infaz sisteminin yeniden yapılandırılması, özellikle denetimli serbestlik sürelerinin kısaltılması ve suç türüne göre cezaların yeniden düzenlenmesi yönünde bir siyasi irade oluştuğu görülmektedir. Bu arayışların, popülist af beklentileri yaratmak yerine, gerçekten ıslah ve tekrar suç işlemeyi önleme odaklı bir felsefeye dayanması hayati önem taşımaktadır. Hafif suçlarda elektronik kelepçe ve toplum hizmeti gibi cezalar yaygınlaştırılmalıdır.
🎯 Sonuç: Kaçınılmaz Gerçekler ve Gelecek Hesaplaşması
Mevcut haliyle hapishaneler, suçla mücadele eden değil, onu sürekli üreten ve toplumsal kaosu besleyen mekanizmalar haline gelmiştir. Akademik teoriler (Foucault, Goffman, Wacquant) ve somut veriler, cezalandırma merkezli bir sistemde bireyin toplumdan koparıldığını, kriminal kimliğinin pekiştirildiğini ve topluma daha tehlikeli bir aktör olarak döndüğünü şüphesiz göstermektedir.
Eğer Türkiye, patlayan mahkum nüfusunun yarattığı bu toplumsal felaketi durdurmak istiyorsa, her yıl onlarca yeni hapishane açarak sadece sorunun boyutlarını büyüten bu kısır döngüden derhal çıkmak zorundadır. Yapısal bir dönüşüm olmadan, yani yargıya güven yeniden inşa edilmeden, denetimli serbestlik sistemi rehabilite edici bir güce kavuşturulmadan ve hapishaneler gerçekten eğitim, mesleki beceri ve psikolojik destek merkezlerine dönüştürülmeden; bugün hapse attığımız bireyler, gelecekte toplumsal düzenin istikrarını tehdit eden, öfkesi ve suça yatkınlığı artmış, daha organize olmuş tehlikeler olarak çocuklarımızın karşısına çıkacaktır. Suçun maliyeti, sadece hapishane inşaatlarıyla değil, aynı zamanda yeniden üretilen toplumsal şiddet ve kaybolan insan potansiyeliyle ölçülmelidir. Bu hesaplaşma, ertelenemez bir zorunluluktur.